Başlık size biraz sert gelmiş olabilir. Vicdani retçilerin yıllardır yaşadıkları hak ihlallerinin, sivil ölüm anlamına geldiğini anlatan birisi olarak böyle bir başlık atmak zorunda kalmak inanın benim de istemediğim bir durum. Ama bu, bunun gerçek olduğunu değiştirmiyor. Sonuç olarak evet Anayasa Mahkemesi, işkence ve kötü muamele uygulanmasının önünü sonuna kadar açtı.
Anayasa Mahkemesi, 10 Eylül 2025 tarihli 2024/203 Esas ve 2025/189 Karar sayılı kararıyla gerçekleştirdiği somut norm denetimi sonucunda yoklama kaçağı veya bakaya olan vicdani retçilere sonunun ne zaman geleceği öngörülemeyecek şekilde sürekli olarak ceza davaları açılmasında maalesef bir sorun görmedi (Resmi Gazete, 29.12.2025-33122, çevrimiçi: https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/12/20251229-20.pdf).
Kararın önemini anlatmak için öncelikle hukuk dilinden uzak bir şekilde kısa tutmaya çalışacağım birkaç bilgi vermem gerekiyor. Güncel olarak vicdani retçilerin başında Demokles’in Kılıcı gibi sallanan kanun maddeleri idari para cezasını ve ceza davası açılmasını düzenleyen Askerealma Kanunu’nun 24. maddesi ile Askeri Ceza Kanunu’nun 63. maddesi. Buna göre kanuna göre zamanı gelmesi rağmen askere gitmeyen kişi hakkında yoklama kaçağı olduğu ve/veya bakaya kaldığı gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı tarafından “yakalama kararı” çıkarılır. Yakalama kararı sonucunda GBT kontrollerinde yakalanan kişiye yani yoklama kaçağı ve/veya bakayaya öncelikle idari para cezası verilir. İdari para cezasının kesinleşmesinden sonra her yakalama bu sefer ceza davası anlamına gelmektedir. Yani bir kere kişi hakkında tutanak tutulursa 1, 10 kere tutanak tutulursa 10, 30 kez tutanak tutulursa 30 ayrı ceza davası açılır. Ve kanun bunun için bir sınır öngörmemiş. Anlayacağınız gittiği yere kadar.
Kararın ayrıntılarına geçecek olursak Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesi, Askeri Ceza Kanunu’nun bazı maddelerinde anayasaya aykırılık görürek bunları somut norm denetimi yapmak üzere Anayasa Mahkemesi’ne götürüyor. Eğer Anayasa Mahkemesi, talebi haklı bulursa bahse konu kanun maddelerini anayasaya aykırı olduğu için iptal edecekti.
Başvuruyu ve kararı bütün ayrıntılarıyla aktarmayacağım. Bizim açımızdan önemli olan temel iki bahis var. Bunlardan birincisi, Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesi normalde eylem aynıyken yani askere gitmemekken bir eyleme önce idari para cezası, daha sonra aynı eyleme hapis cezası öngörülmesini evrensel ceza ilkelerine aykırı bulmuş. Haklı.
Yazımın da konusu olan Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin başvurusunun temel önemi ise Askeri Ceza Kanunu’nda yer alan ve Anayasa Mahkemesi’nin “kesintisiz suç” olarak değerlendirdiği yoklama kaçağı ve bakaya kalma suçları nedeniyle aynı kişiye birden fazla ceza verilmesinin olanaklı olması sorunu. Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesi bu düzenlemenin Anayasa’nın 2., 5., 10., 36. ve 38. maddelerine aykırı olduğunu belirterek bu maddeleri iptal etmesi için Anayasa Mahkemesi’ne götürüyor.
Anayasa Mahkemesi ise kararında konuya uygun özel bir değerlendirme yapmadan askere gitmeme eylemini, kesintisiz suçlar şablonuna oturtarak bu konuda kanun koyucunun takdir yetkisinin alabildiğine geniş olduğuna karar veriyor. Üstelik Anayasa Mahkemesi’ne defalarca vicdani ret hakkıyla ilgili başvuru yapmamıza ve direkt olarak bu durumun temel ceza hukuku ilkelerine aykırı olduğunu belirtmemize rağmen Anayasa Mahkemesi özel olarak vicdani retçilerle ilgili hiçbir değerlendirme yapmamıştır.
Anayasa Mahkemesi devamla “birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama (ne bis in idem) ilkesine aykırılıktan söz edebilmek için farklı yargılama süreçlerinin aynı fiile ilişkin olması gerekmektedir” diyerek askere gitmeme eyleminin kendisini tek fiil olarak değerlendirmemiştir. Karardan anlaşılan Anayasa Mahkemesi, kolluk kuvvetlerince farklı zamanlarda yapılan yakalama işlemlerini suçun oluşumu için yeterli görerek her yakalama işlemini farklı bir fiil olarak nitelendirmiş ve askere gitmeme şeklindeki eylemi esas almamıştır. Okullarda, liselerde birçok defa duyduğumuz şekilde anlatmak gerekirse “Kopya çekmek değil yakalanmak suçtur.” Askere gitmemek Anayasa Mahkemesi’ne göre kopya çekmekle aynıdır, suçun oluşması için sadece askere gitmemeniz değil yakalanmanız gerekmektedir. Ne kadar çok kopya çekerken yakalarsanız o kadar fazla ceza alırsınız. Anayasa Mahkemesi’nin görmek istemediği şeyse ortada bir sınav değil insan hayatının söz konusu olmasıdır.
Belirtmek isterim ki bu karar oybirliğiyle alınmış. Muhalif üye yok.
Yoklama kaçağı ve/veya bakayalar, tekrar tekrar yakalanma korkusuyla hareket etmekten çekinmekte, seyahat edememekte ve otelde konaklayamamaktadır. Nedeni açıktır, vicdani retçiler ömrü boyunca devam edecek yargılamalar ve hapis cezaları tehdidi altında yaşamaktadır. Bu müdahaleler nedeniyle vicdani retçiler hayatının nasıl devam edeceğine ilişkin ciddi bir kaygı ve belirsizlik içindedir. Vicdani retçiler yoklama kaçağı ve/veya bakaya olarak değerlendirildikleri için sigortalı olarak bir işte çalışamamaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin aksine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bunu “sivil ölüm” olarak görmektedir. AİHM, 24 Ocak 2006 tarihli Ülke/Türkiye kararında kişinin zorunlu askerlik hizmetini yerine getirmeyi reddetmekte ısrar ederse hayatının sonuna kadar ard arda hapis cezalarına çarptırılma riski ile karşı karşıya kalacağını tespit etmekte ve şu şekilde belirtmektedir: ”... Durumuna uygulanan genel mevzuatın uygunsuzluğu nedeniyle başvuran sonu gelmeyen kovuşturma ve mahkûmiyetlere konu olduğu gibi, bu durumun sürmesi tehlikesi altındadır.” ve “… kovuşturma ve mahkumiyetlerin birbirini sürekli olarak izlemesi ve kovuşturmaların ömür boyu devam etme ihtimali dikkate alındığında, bu yaptırımları askerlik hizmetinin yerine getirilmesi amacıyla orantısız bulmaktadır. Sözü edilen uygulamalar daha ziyade başvuranın düşünsel kişiliğini bastırmakta, başvuranda korku, sıkıntı, alçalma ve küçük düşmeyle birlikte hiçlik duygusu uyandırmakta, direncini ve isteğini kırmaktadır. Başvuranın gizlenerek yaşamaya hatta “medeni ölüm” olarak tabir edilebilecek bir yaşantıyı sürmeye zorlanması demokratik bir toplumdaki cezalandırma rejimine uygun değildir.” (Başvuru no:39437/98) Bu kararında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir: “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”
Anayasa Mahkemesi, vicdani ret hakkı konusunda önündeki onlarca başvuruya ve örneğe rağmen yoklama kaçağı ve/veya bakayalar hakkında sonunun ne zaman geleceği belli olmayacak kadar çok dava açılmasında hiçbir sıkıntı görmemiş ve vicdani retçilere reva görülen sivil/medeni ölümden rahatsızlık duymamıştır.