Türkiye’de şu an en çok ihtiyacımız olan şey, bir parça aydınlık. Artık bırakalım iktidarı eleştiren insanların tutuklanmasını, hoşlarına gitmeyen şeyler yaptıkları zaman başta CHP genel başkanı Özgür Özel olmak üzere dokunulmazlığı olan milletvekillerinin bile dokunulmazlıklarının kaldırılıp yargılanmaları konuşuluyor.
Biliyorsunuz yakın zamanlarda oldukça etkili iki gazeteci tutuklandı, önce Alican Uludağ ve daha sonra İsmail Arı. Türkiye’de gazetecilerin tutuklanması her ne kadar normalleştirilmiş olsa da bu son tutuklamalarla birlikte keyfiliğin sınırlarının zorlandığı iyiden iyiye açığa çıkmış oldu. “Alican Uludağ ve İsmail Arı neden tutuklandı?” sorusuna verilebilecek “Çünkü keyfimiz öyle istedi.” dışında bir cevapları bile yok. Örneğin Fatih Altaylı’nın tutuklanması da hukuka aykırıydı ama sosyal medyada kesilip biçilen bir video ile tutuklanması meşrulaştırılmaya çalışıldı.
Alican Uludağ Ankara’da yaşamını ve mesleki faaliyetlerini sürdüren bir gazeteci olarak AKP’nin yıllarca anılacak olan icadı “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu” bahanesiyle göstere göstere İstanbul’a getirilip cumhurbaşkanına hakaret bahanesiyle İstanbul’da tutuklandı. Yine Ankara’da yaşayan İsmail Arı, Tokat’ta bayram ziyaretine gittiğinde Ankara’ya getirilip “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu” bahanesiyle tutuklandı.
Birisini tutuklamak istiyorsunuz ama nasıl yapacağınızı bilmiyor musunuz? “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu” tam size göre! Gerçekleri kendi belirleyen iktidar, kendi gerçeklerine aykırı şeyler söyleyen herkesi rahatça tutukluyor. Buna da ihtiyacı var. Faiz kumarı yüzünden ortalığı yangın yerine çeviren yüksek enflasyon, yapabildikleri her şeye rağmen düşürülemedi. Dolar almış başını gitmiş. Ekonomi o kadar kırılgan ki doların yükselişi tutulmaya çalışırken ülkenin bütün döviz ve altın rezervleri eritiliyor. Yıllardan beri savaşta olan Ukrayna ve Rusya’dan daha yüksek olan gıda enflasyonu sonucunda yüzüne bile bakılmayan salatalığın kilosu 100 liranın üstünde satılıyor. Ülkenin en büyük para birimiyle 2 kilo salatalığı zor alıyorsun artık. Yaz aylarında yangınlar zor söndürülürken bir yandan da yabancı şirketler altın çıkarsın diye doğa talan ediliyor. İktidar kendi gerçeğini yaratmasın da ne yapsın?! Ülkenin yoksulu gittikçe daha da yoksullaşıyor. Ama sermaye sahipleri korunmaya devam ediyor. İçinden geçtiğimiz ekonomik kriz zamanlarında dahi “Kur Korumalı Mevduat” icadıyla ne bankalar üzülüyor ne de zenginler! Ezilen daha fazla eziliyor.
Bütün bu ekonomik kriz ve temel insan haklarını yok sayan politikaların sonucunda asgari bir demokraside muhalafetin iktidara gelmesi işten bile değil. 2023 yılında Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olduğu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu fırsat kaçırılmış olsa da geçen sürece şartlar iktidar için daha iyiye değil aksine daha kötüye gitti. Kılıçdaroğlu’nun CHP başkanlığı yarışını Ekrem İmamoğlu’nun “Değişim” söylemiyle yarattığı rüzgarda Özgür Özel’e kaybetmesinden ve Özgür Özel’in yerel seçimlerdeki başarısından sonra iktidar için cumhurbaşkanlığı seçimindeki en büyük tehdit, Ekrem İmamoğlu haline geldi. İktidar da bunu Ekrem İmamoğlu’nu tutuklayarak çözebileceğini düşündü. Geldiğimiz sonuçsa her gün yeni bir CHP’li belediyeye düzenlenen operasyon oldu. 2023 cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerine bile “Bu son seçim.” diyerek gittiğimizi düşündüğümüzde kötümser olmak hiç kimse için şaşırtıcı değildi.
Bu süreçte Özgür Özel oldukça başarılı oldu. Sadece yerel seçimlerdeki başarısı değil bir yandan belediye başkanları tutuklanırken bir yandan da başta genel başkanlığı aldığı kurultay olmak üzere kayyum politikasına gösterdiği direniş çıtayı farklı yerlere çekti. Bütün bu baskılar yaşanırken de iktidarın ülkeyi soktuğu kriz gündemden hiç düşürülmedi. Özgür Özel’in bu süreçteki başkanlığı, iktidarın kullanmaya çalıştığı bütün araçlara rağmen oldukça parıltılı duruyor.
Özgür Özel’in geçtiğimiz birkaç yıl içerisindeki en önemli duruşu ise tüm bu baskılara, fiziki saldırıya ve tehditlere rağmen “Ankara merkezli siyaset” yapmaması oldu. Kendisine en çok kazandıran da bu oldu. Özel’e söylenen İstanbul İl Başkanlığı’nı hukuksuz mahkeme kararı sonucu boşaltmasıydı ama tam tersi yapıldı. 19 Mart sürecinden sonra gerçekleştirilen mitingler devam ederken ikinci “çözüm süreci”nde takınılan tavır ve ilkeli duruşu sürdürmesi önemliydi. Zor zamanlarda ortaya çıkan liderliğin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Hata yapmadı mı? Yaptı, birçok hata yaptı. Önemli olansa çoğunlukla hata yaptığını kabul etti, kılıf bulmaya çalışmadı. Gerçek bir sosyal demokrat lider gibi davrandı. Tüm dünyada siyasetçilerden ve yapaylıktan insanlar yaka silkerken insan tarafını göstermekten çekinmedi. Eleştirilmesi gereken birçok şey hala var ama Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu’ndan sonra çok farklı bir başkanlık sergilediği açık.
Türkiye’de sosyal demokrasinin ismi çokça anılsa da cismine şimdiye dek pek rastlanılmamıştı. Özgür Özel’in başkanlığıyla birlikte sosyal demokrasiden cismen de bahsedebileceğimiz yönünde umut yeşerdi. Halkın yönetime katılımı sürekli olarak engellenirken ekonomik ve siyasal anlamda demokrasiye hiç olmadığımız kadar ihtiyacımız var. Siyasi kariyer ve kişisel çıkarlarla hedefledikleri koltukları kapanların zor zamanlarda en büyük iktidar destekçisi olduklarını izlemeye devam ediyoruz. Bunlarla karşılaşmamak ya da bu senaryoları en aza indirebilmek için sosyal demokrasi en uygun seçenek. Sürüklenmeye çalışıldığımız bu karanlıkta bir parça olsun aydınlık için bu yolu zorlamak gerekiyor.
Sonraki yazılarımda bu konuyu etraflıca ele almaya çalışacağım. Görüşmek üzere.